Ben yaşamaya gidiyorum
Sabahın ilk ışıkları ile uyandım, güneş ile beraber uyandık ve düşünmeye başladım her şeyi ve hiçbir şeyi, arada kalmışlığın tam ortasındayım. Aha moment anına çok az kalmış gibi.
5 saatlik uykunun ardından halen uykusuz ve yorgunum. Adını unuttuğumun da dediği gibi fiziksel yorgunluk geçerde, zihinsel yorgunluk hiç geçmeyecek ve bitmeyecek gibi.
O yorgunluk ve bir şarkı ile güne başlıyorum.
Önce bir duş almalıyım(bunu zihninizde canlandırmayın) diye bir iç ses duydum, altyazı olarak geçti, dinlemeye karar verdim bu iç sesi.
Kendime geldim aldığım soğuk duştan sonra. Kahvaltı yapacak hevesim ve iştahım hiç yok. Tüm hücrelerim kahvaltı yapmamam için bana savaş açmış gibi. Diğer taraftan beyindeki bir grup faydam için çalışan nöronlarda kahvaltı yapmalısın diye mantıklı bir cümle ile vurguluyor beynime.
Yeniden yol almak, yeniden yol yürümek lazım ve dik durabilmek için küçük ve fakir bir kahvaltı hazırladım kendime.
Kahvaltıya oturdum zeytinler çok üzgün, içleri kararmış net belli oluyor. Peynirin keyfi yerinde mi bilmiyorum ama ekmeği kırıp zeytinin birini ahirete yolluyorum. Elim peynire gidince çığlıklarını hisseder gibiyim ama bu umrumda mı onu da bilmiyorum. Koca bir bilinmezlik içindeyim ve bu besleyici bir şey.
Neyse birer parça peynirle bir zeytini maceralı bir yolculuğa uğurladım, ardından kızgın lav gibi bir kaçak çayı da yolcu ettim. Yaklaşık 8 saat sonra doğa ile iç içe ve baş başa kalabilecekler.
Hadi hoşça kalın . Ben yaşamaya gidiyorum, bir ölü yazdı bunları.
yazılarınızı çok beğeniyorum. lütfen yalnız bırakmayın beni, yazmaya devam edinn.
YanıtlaSilTeşekkür ederim övgünüz için.
SilBırakmayı düşünmüyorum hayır, sadece biraz ara verdim.