Kayıtlar

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

  Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa… Bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız ellerimiz, taşın ve toprağın elleri. yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza. türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten dağlara biz veri...

Esinti...

  Küllüğü, annemi ve tanrıyı kendime yakın yere koyarım. Daha henüz ilk kıvrılmamda küllük yere yuvarlanır. Bilemedim. Bir küllük bile bu kadar kırılgansa eğer, küçücük bir darbede bile kenarında olduğu uçurumdan kendimi aşağıya salıveriyorsa eğer, bir direniş bilincine sahip değilse kendime yakın tuttuğum bir küllük, o zaman yaşadıklarımı nereye, nasıl, neyin yanına koyabilirim bilmiyorum. Anneme ve tanrıya gelince, tanrıyı bilemem ama annem çok direngectir. Diyebilirim ki bir suyun yatağındaki kaya olsa, su onu aşındırmaz. S u, yönünü değistirmek zorunda kalır. Via.toprakdamar

Sevmek

 Olmaz diyorsun, bir daha ayni hisleri yaşayamam diyorsun, ki bu "bir daha aynı hisleri yaşayamam" cümlesi sevgininde, acınında en doruk halidir.  Kendinle küs olmak, korkmak ve kaçmaktır tüm her şeyden. Bir bedene yaklaşmanın, bir ruha dokunmanın, kalbini varolduğunun farkına varmanın böylesine iyi hissettirmesi ve bir yandan da böylesine garip hissettirmesine şahit olan bir insanın cümlesidir. Sonra belkide, çok sonra biri geliyor ve sana sevmeyi öğretiyor. Sevmeyi öğrenmek aldığım en büyük dersti belkide, sevmenin sınırlılığının yaşandığı bu bombok dünyada. Çünkü bir bedenden, fanilikten çok bir ruhu bir düşünceyi sevmeye başladım...

Bilimsel Bir Bakış.

  Arap inançlarına göre cehennem haddinden fazla sıcak olan, insanların durmadan azap çektiği bir yerdir. Orada kaynar yiyecek ve içeceklerden başka bir şey yoktur.  Neden mi? Çünkü Araplar sıcak bir coğrafyada yaşayan ve sıcaktan eziyet çeken bir topluluktur.  O yüzdendir ki, onlar için en ızdırap yer böylesine sıcak bir yerdir.  Norveç mitolojisine göre ise cehennem(Niflheim) buz gibi soğuk yeraltı dünyasıdır ve oradaki bütün nehirler donmuş haldedir.  Neden mi? Çünkü Norveçliler soğukta yaşayan ve soğuktan eziyet çeken bir topluluktur.  Peki ya gerçekten cehennem neresidir? Buna en güzel cevabı veren ise Dostoyevski'dir. Cehennem insanın kalbinde sevginin bittiği yerdir.  Osho'da şöyle bir tanımlama yapar. İyi insanlar cennete gider değil, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur.

Kalpsiz Bir Vücut Bu Dünyaya Ait Değil.

  Saat tam olarak 01.12 ve birkaç saniye geçmiş. Kafamın en ücra köşesinde The Lumineers'in Sleep On The Floor şarkısı çalıyor ve ben küçük harflerle eşlik ediyorum. Söylemek istediklerim beynimin içinde bulantı oluşturuyor, beynim bulanıyor ama bir türlü o düşünceleri kusamıyorum. İnsan zehirlenince kusmaya çalışır ya hani uzun bir süre, hani kustuktan sonrada  gelen o rahatlık hissi ve ''dünyayı yemişim lan'' aydınlanmasını yaşar ya, öyle benimki de.  Bi' kusarsam o koskocaman cümlelerden ve intihara meyilli rüyalardan kurtulmak ve rahatlamak çok rahat olacak.  Saçmalamak bu dünyada yaptığım en iyi şey. Bazen bir arkadaşım ya da tam arkalaşmamış olan bir dostum arayınca özel olarak saçmalayalım teklifinde bulunuyorum, ne garip onlarda beni kırıp dökmeden kabul ediyorlar hemen bu teklifi. Saçmalamaya başlıyoruz hemen, başka bir evrendeymiş gibi ben atom bombası oluyorum o Nagazaki'deki küçük Sakura'nın bez bebeği ve her şeye şahit oluyoruz. Neler olup b...

Ben yaşamaya gidiyorum

  Sabahın ilk ışıkları ile uyandım, güneş ile beraber uyandık ve düşünmeye başladım her şeyi ve hiçbir şeyi, arada kalmışlığın tam ortasındayım. Aha moment anına çok az kalmış gibi. 5 saatlik uykunun ardından halen uykusuz ve yorgunum. Adını unuttuğumun da dediği gibi fiziksel yorgunluk geçerde, zihinsel yorgunluk hiç geçmeyecek ve bitmeyecek gibi. O yorgunluk ve bir şarkı ile güne başlıyorum. şarkı Önce bir duş almalıyım(bunu zihninizde canlandırmayın) diye bir iç ses duydum, altyazı olarak geçti, dinlemeye karar verdim bu iç sesi. Kendime geldim aldığım soğuk duştan sonra. Kahvaltı yapacak hevesim ve iştahım hiç yok. Tüm hücrelerim kahvaltı yapmamam için bana savaş açmış gibi. Diğer taraftan beyindeki bir grup faydam için çalışan nöronlarda kahvaltı yapmalısın diye mantıklı bir cümle ile vurguluyor beynime. Yeniden yol almak, yeniden yol yürümek lazım ve dik durabilmek için küçük ve fakir bir kahvaltı hazırladım kendime. Kahvaltıya oturdum zeytinler çok üzgün, içleri kararmış net...

CARPE DİEM

Resim
 Yaşıyoruz ama hızlı hızlı, sonu gelmeyen bir telaş içinde. Sevmeden, sevilmeden, hissetmeden, dokunmadan, sevdiklerimize vakit ayırmadan. Neye yetişmeye çalıştığımızı, nereye koştuğumuzu bilmeden olanca hızımızla koşuyoruz. Sürekli bir şeylere meşgul olduğumuzda, hayatın hızına kapılıp gittiğimizde, aslında çoğu şeyi de kaybediyoruz farkında olmadan.